
Tezhipten ebruya, katı’dan minyatüre uzanan bu yolculuk; sabrın, aşkın ve geleneğe duyulan derin saygının sanata dönüşmüş hali… Hülya Yaatası, yaşanmışlıklarını renk, desen ve zarafetle buluşturarak zamanı aşan eserler üretiyor.
Osmanlı medeniyetinin zarafeti ve geleneksel sanatların derinliğiyle örülü bir yolculuğunuz var. Bu yolculuk nasıl başladı?
1998 yılında Mustafa Çelebi Hocamdan tezhip eğitimi alarak başladığım yolculuğum, Topkapı Sarayı Nakışhanesi tezhip diploması, Ebristanbul Ebru eğitimi ve ihtisası, Yıldız Sarayı Katı’ (ince kağıt oymacılığı) diploması ve ihtisası ve yine yıldız Sarayı ihtisas da dahil olmak üzere Minyatür diploması ile devam etti. Sanat bitmeyen bir yol gibi.
Topkapı Sarayı Nakışhanesi eğitimi oldukça zorlu bir süreç olarak biliniyor. Siz bu dönemi nasıl hatırlıyorsunuz?
Gerçekten çok disiplin isteyen ağır bir eğitimdi. Semih İrteş ve Mamure Öz, Melek Antel gibi büyük ustalardan ders aldık. Aynı zamanda kurumsal hayat devam ediyordu. Uykusuz geceler, sabahlara kadar yetiştirilen ödevler…. Ama tüm zorluklara rağmen besleyici bir süreçti. Sanat eğitimi yanında, ruhumunda eğitildiği bir mekandı.
Ebru sanatı ile tanışmanız da önemli bir kırılma noktası. Hikmet Barutçugil ile olan sürecinizden bahsedermisiniz?
Hocam manevi babam la kendisinin bir sergisinde tanıştık. Barut ebruları beni büyüledi. Klasik teknikleri aldıktan sonra Akkase Ebru üzerine yoğunlaştım ve 8 ayrı renkli çalışmamla bir ilki başlatmış oldum. O dönem klasikten ayrılmam sebebiyle bir çok eleştiriye maruz kalsam da bu gün Akkase ebru yaygın olarak uygulanmaktadır.
Tezhip Ebru Katı’ minyatür.Bir çok sanat dalında ustalaştınız. Hangisi sizin için daha baskın?
Hepsini aşkla seviyorum ve yapıyorum ama Katı’ benim için çok özel ve daha ağır basıyor. İncelikle zarafetle kesmek, sonra onları birleştirerek eseri ortaya sabırla çıkarmak hazzın doruk noktası.

Eserlerinizde kişisel hikayelerin güçlü bir yansıması var. Bu bilinçli bir tercihmi?
Evet çalışmalarım yaşadıklarımın yansıması. Sevinçlerim, mutluluklarım, acılarım, kayıplarım… hepsini yansıtıyorum çalışmalarıma. Renklerle, tasarımrımla ve zerafetle. Anlamak sanatseverlere kalıyor.
Kültür Bakanlığı tarafından 3 dalda sanatçı kartına sahipsiniz. Bu sizin için ne ifade ediyor?
Çok onur verici. Tezhip, Ebru ve Katı’ dallarında sahibi olduğum bu kart değerli ustalardan ve bilirkişilerden oluşan seçici kurulun ortak kararıyla veriliyor. Kuruldaki bir üyenin eserlerine bakınca seni görüyorum, tarzına isim bulmalısın demişti. Benim için inanılmaz motivasyondu.
Bu güne kadar 100’e yakın gerek yurtiçi ve uluslararası, gerek karma ve kişisel olmak üzere bir çok sergi ve eğitmenlik….. Peki bundan sonrası için hayaliniz nedir?
Sanat cafe hayalim var. Eserlerimle süslü, vintage porselenlerle servis yapılan mekanda, göze gönle ve damağa hitap etmek istiyorum.
Geleneksel sanatlarla ilgilenmek hayatınıza nasıl bir dönüşüm kattı?
Bu sanatlar benim için sadece üretim alanı değil aynı zamanda farkındalık, güzellik ve terapi oldu. Sabır, tevazu ve teslimiyet duygusunu hem sanatımda hem hayatımda derinlemesine öğrendim.
Son olarak geleneksel sanatlara ilgi duyan gençlere ne söylemek istersiniz?
Sabır, saygı ve aşk…Bu sanatlar hızlı tüketilemez, işin mutfağından başlamak önemli. Bildiklerini paylaşmak sorumluluk. Ben buna sanatın Zekatı diyorum.


