Sivas’ta tek bir örgü makinesiyle başlayan üretim yolculuğunu bugün tekstil sektörünün dev gruplarından birine dönüştüren Gülle Tekstil Yönetim Kurulu Başkanı ve TİM 4. Dönem Başkanı İsmail Gülle, 11 yaşında adım attığı sanayicilik serüvenini anlattı. Yokluk yıllarıyla pişen kriz yönetiminden Türkiye’nin ihracat vizyonuna kadar pek çok konuyu değerlendiren Gülle; başarının sırrını çalışmak, sabretmek ve şükretmek olarak özetliyor.
Türkiye sanayisinin ve ihracatının yakın tarihine tanıklık etmiş, mutfağından yetişip sektörün en tepe noktasına kadar yükselmiş isimlerden biri İsmail Gülle… Sivas’tan İstanbul’a uzanan hikayesinde, henüz 11 yaşındayken okuldan kalan zamanlarında girdiği üretim çarkı, bugün dev bir entegre tesise dönüşmüş durumda. TİM 4. Dönem Başkanı olarak Türk ihracatçısına liderlik eden Gülle, o dönem hayata geçirdiği projelerle sıkça konuşuldu. Başarılı iş insanı, tüm tecrübelerini diğer STK’lardaki görevlerine de yansıtıyor. İsmail Gülle, aynı zamanda DEİK Başkan Yardımcısı, Eximbank Yönetim Kurulu Üyesi, İSO Meclis Üyesi, İKV Yönetim Kurulu Üyesi de… Ne de olsa yedek parçanın bulunamadığı yokluk yıllarında bozulan makinelerden yeni parçalar üreterek kriz çözmeyi öğrenen, çocukluğunun en hareketli yıllarını oyun sahalarında değil üretim tezgahlarının başında geçiren bir sanayici… Gülle ile 1980’lerden günümüze Türkiye’nin sanayideki dönüşümünü, tekstil sektörünün geleceğini ve iş hayatında zirveye giden yolun temel ilkelerini konuştuk.
Tekstil sektörüne henüz 11 yaşındayken adım attığınızı biliyoruz. Bir makineyle başlayan bu başarı hikayesi nasıl doğdu?
Ben Sivas’ta doğdum. Babam tüccardı; İstanbul’a mal alıp satmaya gidip gelirdi. O vesileyle İstanbul’a geldiğinde bir arkadaşının aldığı örgü makinesini görüp çok beğeniyor ve kendisi de bir makine alarak sektöre adım atıyor. Biz de o yıllarda henüz çocuk yaştaydık ve onun yanında çalışmaya başladık. Büyük ikramiyeyi istiyorsan mutlaka bilet alman gerekir. Ne yaparsan yap, en büyük şeyleri iste ama o bileti almayı unutma. Rahmetli babam da o bileti almıştı. Ardından Kıbrıs ambargoları, 12 Eylül dönemi gibi Türkiye’nin çok çalkantılı zamanlarını yaşadık. 80 sonrası ihracat hamlesiyle birlikte o gün bir makineyle işçiliğini bizim yaptığımız iş; bugün sektöründe ağırlığı olan dev bir gruba dönüştü.
11 yaşında hem okuyup hem çalışırken dışarıda oyun oynayan akranlarınızı gördüğünüzde sizi ayakta tutan motivasyon neydi?
Açıkçası ben çocukluğumda sokakta çok oyun oynayan bir yapıda değildim. Sürekli okuyan, ders çalışan, araştıran bir çocuktum. Beni buraya iten en büyük şey bir mücadeleye destek olma arzusuydu. Babamın yanında çalışmaya başlamadan önce de boş durmazdık. Bir yandan pazarlama yapardık, diğer yandan çizim yeteneğim iyi olduğu için karikatürler çizip dergilere satardım. Üniversitede aldığım birikmiş kredi bursunu babama götürüp verdiğimde çok şaşırmıştı. Yani biz ailece her zaman üretimin ve mücadelenin tam göbeğindeydik.
Günümüzde zaman zaman başarısızlıklarda mazeretlere sığınma eğilimi görüyoruz. Sizin hayat felsefenizde mazeretin yeri nedir?
Mazeret acizliktir. Uğraşırsın, mücadele edersin, her şeyini verirsin ama yine de olmazsa bunda bir takdir ararsın. Fakat “Yağmur yağdı, şartlar elvermedi” diyerek mazeretlerin arkasına sığınmak doğru bir duruş değildir. Bugün gençlerimiz bazen “Yapabilirdim ama imkan verilmedi” diyebiliyor. Oysa bizim dönemimizdeki yokluklar, yedek parçanın dahi bulunamadığı zamanlardı. Bir makineyi bozar, diğer makineler çalışsın diye ondan yedek parça üretirdik. O yokluk bize kriz yönetmeyi ve problem çözmeyi öğretti. Fırsat herkesin kapısını çalar; önemli olan o kapı çalındığında evde olmak ve o kapıyı açabilmektir.
Çıraklığını yapmadığınız işin ustalığına talip olamazsınız.
1980’lerden 1990’lara şirketin büyüme ve entegrasyon süreci nasıl ilerledi?
1980’li yıllara kadar tekstille aralıksız uğraşmayı sürdürdük. 1980 sonrasında ihracatın artması ve dış pazarlara yönelim sanayide yeni bir çığır açtı. 1990’lardan itibaren ise tesisi entegre bir yapıya kavuşturduk. Önce boyahaneyi, ardından iplik tesisini kurarak işi kademe kademe büyüttük.
Türkiye’nin geçmişten bugüne geçirdiği ekonomik ve sanayi dönüşümünü düşündüğünüzde, ülkemizin en büyük gücü sizce nedir?
Türkiye 80’li yıllarda 3,5 milyar dolar ihracat yapan bir ülkeydi; bugün ise trilyon dolarlık büyüklüklere ulaştı. Evet, Türkiye’nin zengin petrol kaynakları yok ama petrolden çok daha değerli bir şeyi var: Yetişmiş insan kaynağı. Bugün savunma sanayiinden tekstile kadar elde edilen tüm başarıların arkasında bu nitelikli insan gücü yatıyor. Belki de petrolün yokluğuna şükretmek lazım; çünkü yokluk bize mücadele etmeyi ve insanımızı yetiştirmeyi öğretti.
Türkiye’de ihracatın ve tekstilin en parlak dönemi ne zamandı?
İhracatın en parlak dönemi Turgut Özal dönemiyle, yani 1980 sonrasında başladı. O yıllarda tekstil ve hazır giyim, Türkiye’nin toplam ihracatının yüzde 33’ünü oluşturuyordu. Teşvikler ve vergi iadeleri sayesinde hazır giyim hızla büyüdü. Fiyatlar ve pazar koşulları çok uygundu. Türkiye de bu konjonktürü çok iyi okudu.
1995 Gümrük Birliği süreci sektörü nasıl etkiledi?
Asıl büyük patlama 1995’teki Gümrük Birliği Anlaşması ile yaşandı. “Gümrük Birliği’ne giriyoruz, tekstil patlayacak” beklentisiyle kuyumcusundan gıdacısına, inşaatçısından tüccarına kadar konuyu bilen bilmeyen herkes sektöre girdi. Tekstil makineleri fuarlarında sipariş verecek makine kalmamıştı; üreticilerin yılları kapsayan kapasiteleri dahi kapatılmıştı.
Bugün tekstil ve hazır giyim sektörünün ülke ekonomisindeki yeri ne olmalı?
Tekstili bir yere kadar büyütebilirsiniz. İçine katma değer koymazsanız sadece üretip satmaya devam edersiniz. Diğer sektörlerin büyümesi de şarttır; ihracatın yüzde 33-35’inin tek sektöre dayanması sürdürülebilir değildir. Yine de Avrupa ülkelerinde olduğu gibi büyük ihracat pastası içinde tekstilin belirgin bir payı her zaman olmalıdır.
Tekstil ile hazır giyim arasındaki temel farklar nelerdir?
Tekstilde yatırım daha ağır, hazır giyimde ise daha hafiftir. İnsan unsuru her ikisinde de kritik olsa da hazır giyim tamamen insana dayalıdır. Bugün Türkiye’nin genel ihracat kilo ortalaması 1,5 dolar seviyelerindeyken; hazır giyimde kilo başına 15-16 dolar/euro seviyeleri yakalanabiliyor. Bu yüzden bu sektörü gözden çıkarmamak gerekiyor.
Pandemi dönemi ve hemen sonrası sektör için nasıl geçti?
Türk iş insanı dünyada eşi benzeri olmayan, gözü kara bir yapıya sahiptir. Pandemide dünya durduğunda önce karamsarlığa kapıldık. Ancak dünya genelinde sağlanan parasal genişleme ve desteklerle müthiş bir talep patlaması yaşandı. Siparişlere yetişmek için herkes yeni yatırımlar yaptı ve kapasiteler devasa boyutlara ulaştı.
Şu anki üretim kapasitesi yeterince kullanılabiliyor mu?
Şu an Türkiye’deki mevcut tekstil kapasitesinin tahminime göre yalnızca yarısı kullanılıyor; diğer yarısı ise pandemi döneminde kurulan atıl yatırımlardan oluşuyor. Türkiye bu kapasiteyi tam değerlendirebilse mevcuttaki ihracattaki rakamlarının çok üzerine çıkabilir.
Yurt dışı pazarında durum nasıl?
Sahada olmak, dünyayla iş yapmak çok farklı bir tecrübe. Dışarıda da tablo çok parlak değil; hatta faiz oranları nedeniyle bizden daha fazla etkileniyorlar. Euro bazında yüzde 5-6 seviyesindeki faizler onlara çok yüksek geliyor, çünkü daha önce yüzde 3 veya altında faiz kullanmaya alışmışlar. Dünyada genel olarak herkes frene basmış durumda ve gelişmeleri izliyor.
Dubai son dönemde çok güvenli bir ticaret limanı olarak öne çıkıyordu ancak yaşanan son gelişmeler durumu değiştirdi. Türkiye bunu fırsata çevirebilir mi?
Dubai batıp bitmedi belki ama oradaki güvenlik ve istikrar imajının süslü ve makyajlı olduğu ortaya çıktı. İstikrar sadece lüks kulelerle sağlanmıyor; ordu, güvenlik ve bütüncül bir yapı gerekiyor. İki füze atılınca iş bitti. Türkiye bu noktada finansmanı kendisine çekebilir. Güvenilir ve istikrarlı bir merkez olarak Türkiye, uçakların rahatça kalkıp indiği, ticaretin aksamadığı çok güçlü bir alternatif ve tercihlerde 1 numaradır.
İş hayatında zirveye giden yolda gençlere ve yeni girişimcilere en temel tavsiyeniz ne olur?
Üç temel ilkem var:
Çalışmak: Çalışmak sıradan bir kelime gibi durabilir ama günümüzde değerini kaybeden bir kültür haline geldi. Ne olursa olsun çok çalışmak şart.
Sabretmek: Bir uzmanlığınız veya hedefiniz varsa sabredeceksiniz. Madeni bulmaya ramak kalmışken, belki de altının 10 cm gerisinde işi bırakmayacaksınız.
Şükretmek: Mücadelenizi verip başarıyı elde ettikten sonra da şükretmesini bileceksiniz.
Çıraklığını yapmadığınız bir işin ustalığına talip olamazsınız. Bir işte önce çırak, sonra kalfa olacaksınız ki ustalık döneminde büyük eserler ortaya koyabilin.
İsmail Gülle’yi bugün hâlâ dinç ve istekli tutan şey nedir?
İçimde hiç büyümeyen, hep hareketli ve sürekli yeni bir şeyler isteyen bir çocuk var. Boş kaldığım an rahatsız oluyorum; mutlaka bir şeyler üretmem, çalışmam lazım. Artık yeni dünya düzeninde sürdürülebilirlik, teknoloji ve verimlilik ön planda. Bu değişimi yönetmek, ülkenize, ailenize ve çevrenize faydalı olmaya devam etmek en büyük motivasyonum.

