Derin Sarıyer ve Sedef Çalarkan, tasarım dünyasında yepyeni bir projeye imza atarak yılın en iddialı iş birliğine imza attılar.
Biri iş insanı, tasarımcı ve müzisyen Derin Sarıyer, diğeri ünlü markalarla yaptığı iş birliğiyle adından söz ettiren, zamanın ruhunun ötesinde tasarımlara imza atan Kreatif Direktör ve Tasarımcı Sedef Çalarkan… Bu iki muhteşem yaratıcı beyin bir araya gelerek yepyeni bir projeye hayat verdiler. Derin Sarıyer, insan zihninin yabancılaşma, yalnızlık, şiddet ve cinsellikle hesaplaşmalarına odaklanan “Zebercet” isimli şarkıyı yazdı. Sedef Çalarkan da bu şarkının kendisine hissettirdiklerinin izlerini sürerek tasarımlarını hayata geçirdi. Müzik ve tasarımı buluşturan bu yenilikçi proje için Vakko Residence Nişantaşı’nda muhteşem bir lansman düzenlendi. Biz de lansman davetinde Derin Sarıyer ve Sedef Çalarkan ile keyifli bir söyleşiye imza attık.
Derin Bey, “Zebercet” parçasının doğuş anını anlatır mısınız?
Şarkının sözlerini müziğinden önce yazdım. Yusuf Atılgan’ın “Anayurt Oteli” romanı bende iz bırakmış bir kitaptır. Romanın baş karakteri Zebercet’in varoluşsal durumunun sessiz tekinsizliği bu şarkıyı yazmaya itti beni. Sözleri yazdıktan sonra şarkının ana melodilerini oturttum. Devamında da düzenlemeyi ve mix’i hazırladım.
Şarkının sözlerinde yabancılaşma, yalnızlık ve içsel çatışma gibi güçlü temalar var. Bu karanlık atmosferi üretirken kişisel deneyimlerinizden beslendiniz mi?
Evet, kendimizi tamamen olmasa da kısmen okuduğumuz şeye ait hissettiğimizde okuduklarımız bizde yer eder. Bugüne kadar yazdığım şarkı sözlerinde de altını çizdiğimiz duygu durumlarından bahsetmişimdir.
Müziğinin görsel bir dile dönüşeceğini ilk duyduğunuzda neler hissettiniz?
“İlk duyduğum an” gibi keskin bir an olmadı. Sedef ile ayrı şehirlerde yaşasak da sürekli iletişim hâlindeyiz. Küçük küçük paylaştığımız düşüncelerimizin doğal sonucuydu bu projemiz. Sedef bana şarkıyı dinlediği zaman bir dinleyici olarak kendi hislerini anlattı. Düzenleme ve mix’in onun da içine sinecek bir hâle gelmesine önem verdim. Sedef de bana geliştirdiği tasarımlarla ilgili fikirlerimi sordu. Neticesinde de hem Sedef’in hem de benim, kendimizi iyi hissettiğimiz bir sonuca ulaştık.
Bu iş birliği sürecinde Sedef Hanım ile nasıl ilerlediniz?
Sedef’in uzmanlaştığı bazı tasarım alanları var. Çok iyi işler çıkarıyor. Birçok taslak, eskiz, prototip hazırladı. Benim katkılarım Sedef’in özgün tasarımları arasından projemize hangilerinin daha uygun olduğuna dair tavsiyelerle sınırlıydı.
Bu proje, sizin müzik yolculuğunuzda nasıl bir yerde duruyor?
Disiplinler arası bir proje olması içeriği zenginleştirici bir unsur. Bu şarkımın da bu projenin bir parçası olarak kalmasını istiyorum.

Sedef Hanım, Derin Bey’in müziğini ilk dinlediğinizde zihninizde hangi imgeler oluştu? Tasarımınıza başlarken çıkış noktanız neydi?
Müziği ilk dinlediğim anda içimde karanlık ama çok katmanlı bir dünya açıldı. Bastırılmış duygular, yalnızlık hissi ve kırılgan bir güç vardı. Görsel olarak sert çizgilerle yumuşak formlar bir arada belirdi. Tasarıma başlarken çıkış noktam, şarkının bende bıraktığı psikolojik izler oldu. Hikayeyi kelimelerle değil, siluetlerle anlatmak istedim.
Bir şarkıyı “giysi diliyle” anlatmak oldukça soyut bir süreç. Müziği forma, dokuya ve siluete çevirirken en çok zorlandığınız an ne oldu?
En zor kısım, müziğin duygusal yoğunluğunu birebir kopyalamadan, onu kendi filtremden geçirerek yeniden yorumlamaktı. Fazla literal olmaktan özellikle kaçındım. Dengeyi bulmak önemliydi hem şarkının ruhuna sadık kalmak hem de benim tasarım dilimi korumak için.
Bu projede sizin için en heyecan verici taraf müzisyenle birebir yaratım süreci miydi, yoksa ortaya çıkan nihai koleksiyon mu?
Kesinlikle süreç. Ortaya çıkan işler elbette çok kıymetli ama asıl büyü, iki farklı disiplinin aynı masada buluşmasıydı. Bir müziğin adım adım görsele dönüşmesini canlı şekilde deneyimlemek benim için çok öğretici ve ilham vericiydi.
Kendi tasarım pratiğiniz açısından bakarsak, bu proje size neler öğretti? Bundan sonraki projelerinize nasıl yansıyacağını düşünüyorsunuz?
Bu proje bana sezgilerime daha fazla güvenmem gerektiğini hatırlattı. Tasarımın sadece estetik değil, duygusal bir aktarım aracı olduğunu yeniden fark ettim. Bundan sonraki işlerimde hikaye anlatımını daha da merkezine alan, disiplinler arası projelere daha açık bir yaklaşımım olacak.
Müzik-moda kesişiminde üretmek isteyen genç tasarımcılar için en önemli tavsiyeniz ne olur?
Kendi iç seslerini susturmasınlar. Referans almak güzel ama birebir kopyalamak yaratıcılığı öldürüyor. Cesur olsunlar, hata yapmaktan korkmasınlar ve duygularını üretimin merkezine koysunlar. En özgün işler genelde en kırılgan anlardan çıkıyor.

